Sakaryamiz.NET
Aynalıkavak Yazıları / Fahri Tuna
Sakaryamiz.NET Forumları
Aralık 03, 2008, 23:48:03 *
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Duyurular: Yok..
 
   Ana Sayfa   Yardım Ara Giriş Yap Kayıt  
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Aynalıkavak Yazıları / Fahri Tuna  (Okunma Sayısı 10 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Kazım Arslan
Admin
*****
Offline Offline

Üyenin Yaşı: 38
Şehir: Baden / CH
Takım: Sakaryaspor
Mesaj Sayısı: 3013


Farklı Düşünüyorum..


WWW
« : Ekim 30, 2008, 23:31:29 »

Aynalıkavak Yazıları / Fahri Tuna

Niçin Aynalıkavak Yazıları?



KAÇ ADAPAZARI VAR?

Aynalıkavak kelimesi Sakarya’da pek bilinen bir kelime değil, biliyorum.
“Aynalıkavak neresi kardeşim?” deyişinizi duyar gibiyim.
Aslında Sakarya’da üç tane Adapazarı var:
Birinci Adapazarı: Orhan, Ağa, Tozlu ve Orta camiler ve etrafındaki çarşılardan oluşan 3-4 asırlık, eski Adapazarı.
İkinci Adapazarı: Başın Çark caddesinin çektiği, alt katları işyerlerinden oluşan yüksek apartmanlarla örülü caddelerle 4-5 katlı iş hanlarından oluşan, son 30-40 yıllık Adapazarı, ki önemli bölümü 1999 Depreminde yıkıldı.
Üçüncü Adapazarı: 1999 Depremi sonrasında 13 km kuzeybatıdaki sağlam zeminde oluşturulan, on senelik bir sürede 75 bin kişiye ulaşan, yeşili bol, havası temiz, geleceğin Adapazarı.

“- SALLANDIRACAKSIN GÜMRÜKÖNÜ’NDE ÜÇ KİŞİYİ…”

Aslında bu yazı dizisinin adını koyarken ikilemde kalmadım değil: “Gümrükönü Yazıları” mı olsun, “Aynalıkavak Yazıları” mı?
İkisi de uygundu benim için; ikisi de olabilirdi yani.
Her Adapazarılı şu meşhur Adapazarı sözünü iyi bilir: “Sallandıracaksın Gümrükönü’nde üç kişiyi, bak nasıl memleket güllük gülistanlık oluyor…”
Şu meşhur Gümrükönü’nde yani…
Peki; Gümrükönü neresi? Onu da bileni bulmak zor.
Kabaca, el yordamıyla herkes bilir: “Uzunçarşı’nın üst başı mı desem, Çark caddesinin çarşı tarafı mı desem, Atatürk Bulvarı mı desem öyle bir şey işte…”
Evet, Adapazarı’nı Adapazarı yapan Kaymakam Mehmet Nüzhet Paşa, fi tarihinde (burada fi 1898; yani 110 yıl kadar öncesi oluyor) şehrin merkezinde resmi binalar inşa ettirmiş, nereye? Uzunçarşı’dan Yenicamii’ye doğru çıkın, şimdi bulvar olan kısmın başındaki havuzun olduğu yere Maliye Binası yaptırmış, yanına belediye kıraathanesi ve oteli, sonra adliye-Kaymakamlık, yanına Jandarma kumandanlığı ve hapishane, bitişiğine Belediye binası, sonra itfaiye sonra da Emniyet Amirliği binası.

GÜMRÜKÖNÜ YAZILARI OLAMAZ MIYDI?

Maliye binasında Gümrük işlemleri de yapıldığından kalmış adı Gümrük binası. 20-25 bin nüfuslu Adapazarı kasabasının en önemli caddesi, meydanı o binanın önüymüş o zamanlar, o zamanlar asılırmış katiller vs hep o binanın önünde.
Kalmış adı Gümrükönü. Adı hala kalsa da 1958’de “bulvar açmak” gayesiyle yıkmış o güzelim binaları dönemin belediye başkanı Av. Ali Necdet Güven. Sonraları “gençliğime geldi, bilemedim, o güzelim binaları yıkmayacaktım, o haliyle şehir müzesi yapabilirdik, hata yaptım” itirafında bulunsa da…
 Önce bu yazı dizisine Gümrükönü Yazıları adını vermeyi düşündüm.
Çünkü genellikle yazılar 50 ile 100 yıl öncesini anlattığından, yani Gümrükönü dönemine denk düştüğünden, o isimle uyumlu olabilirdi.
Ama iki nedenden vazgeçtim: Birincisi bugünlerde “Gümrükönü” kavramının yaşamıyor olması; yaşı bizim gibi ellinin üzerindekiler hariç, yüz binlerce Adapazarlı artık “Gümrükönü”nü bilmiyor, duymamış bile. İkincisi Gümrükönü’nün yerini “Atatürk Bulvarı” aldığından, Gümrükönü’nü hatırlatmak, siyaseten farklı anlamlara yorumlanabiliyor…

AYNALIKAVAK NERESİ?

Adapazarı’ndasınız. Soğanpazarı’nı, Pirinçpazarı’nı, Unkapanı’nı, Ayakkabıcılar İçi’ni, Uzunçarşı’yı, Kapalıçarşı’yı şöyle bir daire şekline canlandırın zihninizde. Yani “birinci Adapazarı” dediğimiz “eski Adapazarı”ndan söz ediyorum.
Bu dairenin merkezinde ne var peki?
“Orta Camii” dediğinizi duyar gibiyim; Hani şu 1724 senesinde hayırsever Devoğlu Mustafa Ağa’nın vakıf olarak yaptırdığı ahşap Orta Camii... Evet tastamam doğru.    
Hedefe adım adım yaklaşıyoruz: Orta Camiinin on adım güney doğusunda, Kapalıçarşı’nın kuzey girişine doğru ne var?
“Küçük bir park, üç tane de asırlık kavak ağacı” mı dediniz
 Ayağınızı kaldırın; işte tam orasından bahsediyoruz biz de.
O parkın adı “Aynalıkavak”, etrafındaki dükkânların adı da üç yüz senedir “Aynalıkavak Çarşısı”dır.
 
“HALK BANKASI SOYULMUŞ...”

Sene 1992. Yani On altı sene kadar öncesi… “Adapazarı; Gönlümüzün Başkenti”ni yazımın üzerinden henüz birkaç ay geçmiş...  Yazının en beylik cümlelerinden birisi de “Aynalıkavak Çarşısı ne kadar bize yakın ise, Çark Caddesi o kadar bize yabancıdır; Çark Caddesi Adapazarı için, Yunus Emre’nin başındaki fötr şapkadır!” cümlesi.
Eski / yeni Adapazarı’nı, şehrin dün ve yarınları hakkında konuşuyoruz Terziler Kooperatifi’nde demli çaylarımızı yudumlarken bir ikindi üzeri; Selahaddin Şimşek, Alaaddin Taşçeken, Mehmet Sami Çakmak var. Derken o zamanlar akşam gazetesi olarak çıkan “Yeni Sakarya”yı getirdi Cavit Dereli, abone olunduğu üzere. “79 Lokantası”nın karşısındaki genişçe dükkânda, bir köşede bizler çay içip sohbet ederken, patron koltuğunda oturan yaşı yetmişe yaklaşmış, kısa beyaz sakallı, nur yüzlü Eşref Amca, Yeni Sakarya’dan okuduğu bir haberden etkilenerek bize döndü: “Şu işe bak, Halk Bankası soyulmuş… Hem de hırsızlar, havalandırma deliğinden girip oksi asetilen kaynağıyla kasayı kırmışlar… Allah Allah… Ne günlere kaldık…”
Hepimiz şaşkın ve üzüntülüydük… Eşref amca devam etti:
“Geçenlerde de üst üste Uzunçarşı’da dükkânlar soyulduğunu yazıyordu gazete…”
Canımız sıkılmıştı; nüfusu iki yüz binlere ulaşan Adapazarı’nda, şehir büyüdükçe sorunlar da büyüyordu.

“- SİZ AYNALIKAVAĞI BİLİR MİSİNİZ GENÇLER?”

Eşref amca, gün görmüş bir Adapazarılıydı; meşhur 93 Harbi (1878) hengâmesinde Gürcistan’dan şehrimize yerleşen bir ailenin çocuğuydu.
Cumhuriyetle aynı yaşta doğup büyüyen Eşref amca, ilkokul yaşlarında esnaf çıraklığıyla başladığı hayatını hep esnaflıkla sürdürmüştü; kısacası “Adapazarı’nın dününü ve bugününü avucunun içi gibi” bilenlerdendi.  
Haberin detaylarını okuduğu gazeteden bakışlarını kaldırıp, tekrar bize döndü:
“Siz Aynalıkavak Çarşısının hikâyesini bilir misiniz gençler?”  diye sordu. Özellikle de bana bakarak “hani yazında bahsediyorsun ya?” devam etti.
Bakışlarımızdaki olumsuz cevabı görünce de,
 “Anlatayım da öğrenin” dedi.

“- YOĞURT BAKRAÇLARI KAVAKLARA ASILI, İÇLERİNDE PARA…“

Sonra, Orta Camiin kıblesindeki üç yaşlı kavak ağacını tarif etti bizlere. “Oranın adı Aynalıkavak, çevresindeki dükkânların adı da Aynalıkavak Çarşısı”dır dedi.
O tatlı ifade zenginliği ve letafetiyle anlatmaya devam etti:
“O çarşı ben diyeyim iki yüz, siz deyin iki yüz elli yıllık bir çarşıdır. Adapazarı’nın en eski çarşılarından biridir yani. Orta Camii minaresinde ilk ezanı görmüş çarşıdır diye duyardık büyüklerimizden. Ben diyeyim yetmiş, siz deyin yetmiş seksen sene evveline kadar, ben yetişemedim yani, her Salı Cumartesi köyden pazara, Adapazarı’na gelen ahali, yoğurdunu peynirini o kavakların dibinde kurulan pazarda satarmış. Öğlene kadar sattığını satar, satamadığını kavak ağaçlarının dibine koyar, Semercilere semer, Hasırcılara hasır, Pabuççulara pabuç, Tığcılara tığ, Çıracılara çıra almaya gidermiş. Onlar alışverişe gittiği zaman zarfında, peynir yoğurt almaya gelen Adapazarı ahalisi, yoğurdun okkası yüz para diyelim, yoğurdu kendi kabına boşaltır, yüz parayı da boş yoğurt bakraçlarına koyar, aynalı kavağa asarmış, alış verişini tamamlayıp gelen köylüler de, kavaklara asılı yoğurt-peynir bakraçlarını alır köylerine dönerlermiş… Kavaklara asılı bakraçların içinde para olduğunu herkes de bilirmiş… Ne hırsızlık ne bir şey… Daha ne günler göreceğiz, hey güzel Allah’ım!...”  

AYNALIKAVAK: İTİMADIN ABİDELEŞTİĞİ MEKÂN

Bu olaydan birkaç yıl sonra Eşref amca ile Selahaddin Şimşek’i Rahmet-i Rahman’a uğurladı Adapazarı. Cenab-ı Allah her ikisine de gani gani rahmet eylesin.
Ama Adapazarı, o iki güzel adamdan, iki güzel evladından yıllar önce, bir duyguyu, bir alışkanlığı, bir güzelliği de uğurlamıştı Rahmet-i Rahman’a.
Oturdum, bir portre yazdım bu anlatılanlar üzerine:
“Aynalıkavak Çarşısı: İtimadın Abideleştiği Mekân”.
Aynalıkavak’ı Aynalıkavak yapan dinamikleri kaleme almaya çalıştım..
Yedi İklim (sayı: 33, Aralık-1992) ve Türk Edebiyatı (Aralık-1992) dergilerinde yayımlandı, o yazıyı aşağıda okuyacaksınız.
Evet; ilki Yeni Sakarya’da 2005-2007 yılları arasında her Salı yayımlanan yazılardan oluşan “Adapazarı Yazıları” kitabımdan sonra, şimdi ikinci bölümün adını “Aynalıkavak Yazıları” koydum.
Bunlar da kitaplaşır mı?
Kısmet… Sağ olursak göreceğiz.



PORTRE
Fahri Tuna

Adapazarı Aynalıkavak Çarşısı:
İTİMADIN ÂBİDELEŞTİĞİ MEKÂN
[/b]

Adapazarı, isimlendiği üzre, çarşılardan müteşekkildir.
Bu çarşıların başında ise, Aynalıkavak Çarşısı gelir.
Aynalıkavak Çarşısı, Adapazarı’na “yön veren”, “ruh veren”, “renk veren” çarşıdır.
Güneyine Kapalıçarşı’yı, kuzeyine Tozlu Camii’yi, batısına Ayakkabıcılar Çarşısı ile Orta Camii’yi, doğusuna da Soğanpazarı’nı almış; bir elinde havuzu, diğerinde çeşmesi, üzerinde esen kavak yelleri ile Aynalıkavak Çarşısı, ağustos sıcağında canlarıyla sohbete dalmış bir Anadolu ermişidir.
Bu çarşının hikâyesi, ne bir masaldır, ne de senaryo; vaka ne bir tarih öncesinde geçmektedir, ne de ütopik bir toplumda; evet, yaşayanlarının büyük çoğunluğu Rahmet-i Rahman’a kavuşmakla beraber, bir kısmı – çok şükür – hâlâ aramızdadır; arzu eden yaşı 70’in üzerindeki büyüklerimize sorabilir.
Vaktâ ki takvimler XX.Yüzyılın ilk çeyreğini göstermektedir; gün henüz “kendi kendimiz” olduğumuz gündür; ahali fötr şapka zirzopluklarından uzak, çikolatayı daha tanımamış, Abbas’ın yahut Mazlum’un leziz helvalarıyla nefis köreltmektedir.
Adapazarı nüfusunun on binler olduğu günler… “Ada”da “pazar” kurulmaktadır ya yoğurtçuların mekânı Aynalıkavak Çarşısıdır. Satıcılar ellerinde bakraçları, kavakların serin gölgesine çöreklenmekte, “olana bereket” idraki içinde rızklarını nasiplenmektedirler. Fiyatlar I. Cihan Harbine ve İstiklâl Savaşına rağmen “sabit gibi”dir ve herkesçe mâlumdur. Köyden gelen satıcılar, kuşluk vaktine kadar sattıklarını satar, kalan bakraçları kavak dallarına asar, alış-verişe giderler. Yoğurt alıcıları da gelir, meselâ iki okka yoğurt alır, parasını bakracın yanına veya içine bırakır, devam ederlermiş. Bu arada birkaç saat içinde diğer çarşılardan hususi ihtiyaçlarını gideren yoğurt satıcıları, Aynalıkavak Çarşısına döner, kalan yoğurtlarla açıktaki paralarını alır, köylerine dönerlermiş…
Üzerinden sadece yarım asır kadar geçen bu hikâyeyi dinleyince, insanın neredeyse küçük dilini yutası geliyor.
Nereden nereye?
Hiçbir resmi güvenlik gözetimi olmamasına rağmen paranın ortalıkta dolaştığı bir devirden, en modern ve ileri aletlerle donanmış emniyet ve maliye teşkilatlarına rağmen, polisiye dizilerini aratmayan soygun hikâyelerine…
Bugün, TV ve gazete haberlerinde vaka-ı adiyeden (sıradan) sayılan banka ve mutemet gasplarına, havalandırma deliğinden girilip oksi-asetilen kaynağıyla parçalanan çelik kasa soygunlarına şahit olundukça, insan, günün “sahte medeniyeti”nden nasıl da iğreniyor ve içine “o günlerin sade ama mesut bir ferdi olma” hasreti doluyor.
Anlıyoruz ki, o devrin insanları, “Allah korkusu” ve “kul hakkı”nı her şeyin üzerinde tutan insanlardır; bunu işyerlerinin isimlerinden de anlamak mümkün zaten; İtimat Bakkaliyesi, Bereket Aşevi, Güven Kasabı, huzur Eczanesi vs.
Son 50 yılda, önce “atom”, sonra “uzay”, şimdilerde de “bilişim çağı”nı yaşadığımız iddia ediliyor ve her gün yeni bir teknoloji harikasıyla “egolarımız okşanıyor” amma; doğrusu ısrarla da sormak gerekiyor: Hangi çağda bu kadar çok itimatsızlık, gasp, soygun, talan, savaş ve vahşet hüküm sürmüştür?
Marifet gökyüzünde değil, gönlümüzün derinliklerinde cirit atabilmekte.
“İlerleme” uğruna “insanı unutan” çağdaş medeniyetin ve onun mensubu robotlaşmış kafaların, Aynalıkavak Çarşısından öğrenecekleri çok şey var: Temeli huzur ve güvene dayalı bir medeniyetin ayak izlerini orada bulabilirler.
Aynalıkavak Çarşısı için lûgattaki en münasip deyim, “itimadın âbideleştiği mekân” olmalıdır.


Adapazarı Gümrükönü - 1950’ler
 Yahya Razi Tunalı Arşivi





Uçaktan Adapazarı Merkezi – 1963
Foto: Hayri Yazıcıgil - SBB Arşivi



 

Çark Caddesi – 2008
Foto: Servet Sezgin



 

Uçaktan Yenikent Camili-1 – 2004
Foto: Hüsnü Gürsel - Sakarya Valiliği Arşivi





Aynalıkavak Çarşısı - 2008
Foto: İhsan Korkut



Logged

Her lafa verilecek bir cevabım vardır..
Önce lafa bakarım "laf mı?" diye; sonra söyleyene bakarım "adam mı?" diye..


Sponsor Linkler
Reklam
*****
Offline Offline

Hayali Üye


View Profile
Ynt: Aynalıkavak Yazıları / Fahri Tuna
« Posted on: Aralık 03, 2008, 23:48:03 »

Logged
Fatih Gedik
Yenikentli Tatangalar
***
Offline Offline

Üyenin Yaşı: 29
Şehir: Sakarya / TR
Takım: Sakaryaspor
Mesaj Sayısı: 93


bu şehir girdap gülüm...


« Yanıtla #1 : Kasım 09, 2008, 01:03:05 »

[quote\]
Nereden nereye?
Anlıyoruz ki, o devrin insanları, “Allah korkusu” ve “kul hakkı”nı her şeyin üzerinde tutan insanlardır;
Marifet gökyüzünde değil, gönlümüzün derinliklerinde cirit atabilmekte.
“İlerleme” uğruna “insanı unutan” çağdaş medeniyetin ve onun mensubu robotlaşmış kafaların, Aynalıkavak Çarşısından öğrenecekleri çok şey var


[/quote]


Bu toplum bu kadar kısa sürede nasıl bu hallere düşer.
her satırını okudukça yüreğim kabardı.  O kadar çok bozulduk ki bu değerleri, bu güzellikleri sadece yazılarda görür olduk.

Meğer ne geç doğmuşum ben. ne kadar yozlaşmışız.İTİMADIN ÂBİDELEŞTİĞİ MEKÂN'ları yaşamak için ne çok isterdim bir asır önce doğmayı...
Logged

fikir ona derler ki bir yol açsın,
yol ona derler ki bir gerçeğe ulaşsın...
                                                            ...MEVLANA...
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.7 | SMF © 2006, Simple Machines LLC XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!
© 2005 - 2008 Sakaryamiz.NET
Colors & Graphics designed by enderden