Kazım Arslan
Admin
   
OfflineÜyenin Yaşı:
38
Şehir: Baden / CH
Takım: Sakaryaspor
Mesaj Sayısı: 3013
Farklı Düşünüyorum..
|
 |
« : Kasım 17, 2005, 23:59:28 » |
|
Gurbetçilere kim hesap verecek?
Çok üzgünüm; 2006 yılında evimizden öte evimiz olan Almanya’da düzenlenecek Dünya Kupası’na katılamayacağımız için.
Ama kendi üzüntümü bir kenara koyuyorum ve Almanya’da bu turnuvayı bekleyen, ülkemizi orada ağırlamak ve alkışlamak isteyen onbinlerce gurbetçimizin ne kadar üzgün olduklarını düşünüyorum da, çok açık söylemek gerekirse onlar adına kahroluyorum.
Maç için söylenecek çok fazla şey yok. Tribünden takip ettim maçı ve sonrasında eve gelip özetleri seyretmeye başladığımda gördüğüm “İstiklal Marşı söyleyen Alpay” portresi, henüz maçın 12.saniyesinde gerçekleşen penaltıyı daha kolay idrak edebilmemi sağladı.
Yaşadıkları ve yaratılan ortam neticesinde gerçekten tuhaf ve biraz haddinden fazla bir motivasyonla sahaya çıkmıştı takımımız.
Bu “savaş usulü” motivasyon, futbol konsantrasyonunu olumsuz etkilemişti belli ve hiç olmayacak bir penaltı pozisyonuna sebebiyet verdik. Hem de defansa patronluk yapacak ve nispeten tecrübesiz meslektaşlarını kontrol edecek diye beklediğimiz Alpay “eli”yle.
Yenilen penaltı golüne rağmen yukarıda özetlediğimiz motivasyondan kaynaklanan inançla rakip takımın boğulduğunu gördük. Bu boğuşumuzu biraz daha açacak olursak, içinde biraz pres, biraz sertlik ve hatta yer yer kanunsuzluklar içeriyordu. Zaten gergin olan maçta, bir de 12. saniye penaltısı ile kontrolünü kaybettiği çok net anlaşılan bir seyirci topluluğu önünde maçın hakeminin de 90 dakika boyu kontrolü elinde tuttuğunu söylemek güç olur. Karşılıklı atlanan kartlar ve ikinci sarı kartı hakeden bazı davranışların, ortam baskısı ve idare etme arzusuyla geçiştirildiğini izledik.
Neticesinde tur değil belki ama net ve güzel bir galibiyet aldık. Kimse kusura bakmazsa, şu taktikle oynadık, bu sistemi seçtik, sahaya şöyle şöyle yayıldık falan yazacak değilim. “Gaz”la oynadık, legal/illegal ezdik, boğduk ve 4 golü rakip filelere gönderdik. Ama futbolun özel bir sanat gerektiren, asla yalnızca “gaz”la başarılamayacak olan defansif yönünde -şaşkınlıktan eli ayağına dolanmış bir rakip önünde dahi- bilinen, ezberlenen yetersizliklerimize mağlup olduk. İki maçta yenen 4 golü başka sözcüklerle açıklamak mümkün değil.
Fatih Terim konusu derin... O bu ülkenin en kariyerli futbol adamları arasında ilk 3’tedir, teknik adam olarak da birinci. Bunu öncelikle kavraması ve bu doğrultuda hareket etmesi gereken de kendidir. Fatih Terim’in, hangi koşullar altında olursa olsun, örneğin yediğimiz ikinci golden sonra gerek rakip oyunculara, gerekse pozisyon başında hatayı yapan Tolga’ya vermiş olduğu tepkiler onun profesyonel seviyesine yakışmaz. Maç sonunda ortamı sakinleştirmesi gerekirken aksine gerecek el-kol hareketleri ise kabul edilemez. Basın toplantısındaki hakem açıklamalarının kabul edilemeyeceği gibi...
Fatih Terim’in bugün yapması gereken Türk futboluna yeni bir rota çizmektir. Bu rotanın bizce ne yönde çizilmesi gerektiğini başka bir yazıya bırakalım ancak rotayı çizenlerin öncelikle kontrolü elden bırakmamaları gerekir. Gerekir ki yolumuz eğri değil dümdüz olsun. Bu sebeple Fatih Terim’in bu iki maçı ve öncelikle futbol dışı hatalarını yeniden değerlendirmesi, kendisi ve futbolumuz adına önemli olacaktır.
Stat, tribünler ve ortam gerçekten muhteşemdi, maçın 12.saniyesinde yenen gole kadar. Sonrasında, anlamsızca (kimbilir, belki de bile bile) sopaları ile dağıtılan bayrakların sopalarından ayrılması ve sopaların bağımsız halde sahaya fırlatılması süreci yaşandı. Çeşitli zaman aralıklarıyla bu durum maç boyu devam etti. Sopalarla birlikte sahaya atılan diğer yabancı maddeleri de bir kenara koymayı başarabilirsek, ortamın güzel olduğunu söyleyebiliriz. Ancak kabul edilemez bir olay varsa, o da yenen ikinci golün ardından Fenerbahçe taraftarlarının takımları lehine, rakipleri aleyhine yaptıkları tezahuratlar, karşı kale arkası tribünde organize olan Galatasaray taraftarlarının onlara cevap vermesidir. Allahtan Tuncay’ın golü erken geldi de bu katlanarak büyümesi muhtemel rezilliği kalan 10 dakika boyunca dinlemek zorunda kalmadık.
Ancak tam da burada karar verilmesi gereken bir konunun daha olduğunu düşünüyorum. Milli maçlarımızı hangi sahada yapacağımız... Kulüp stadlarında bu tatsızlıklar ilk kez yaşanmıyor, son da olmayacak. Bu işin çözümü, belki mevcut tüm sahalardan etki olarak daha olumsuz olmasına karşın kesinlikle daha medeni olduğu ve bir şekilde kullanılması gerektiği için milli maçlar için doğru adres Atatürk Olimpiyat Stadı’dır. Bu şekilde o sahaya da gerçek bir anlam yüklemiş oluruz. Yoksa bu çirkinlikler sürer gider, biz de izlemeye devam ederiz.
Sonuç; İsviçre Dünya Kupası finallerinde. Biz ise 2002’den sonra ikinci kez evimizde. Biz neyse de, gözlerinin önünde bu dev organizasyon gerçekleştirilecek Almanya’daki gurbetçilerimize bunun hesabını kim verecek? Ulusoy, Bıçakcı, Yanal, Terim; hangisi?
|