|
 Fahri TUNA Şaban Yıldırım. Saygı, çalışkanlık, sabır. Yıllar önceydi: Bizim Ozanlar'dan Boksör Recep (Yıldırım) bir gün ziyaretime geldi, yanında 16-17 yaşlarında, bıyıkları yeni terlemiş, mahcup bir genç de vardı. "Bizim Şaban" dedi Recep, "Hüseyin ağabeyimin büyük oğlu, Sakaryaspor Genç Takımı'nda orta saha oynuyor, göreceksin ileride büyük yıldız olacak, ilgileniver biraz", Yenigün�de haberini ilk ben yaptım hatır için, "Yeni bir yıldız doğuyor" başlığıyla. 1970, Adapazarı Ozanlar Mahallesi doğumluydu; dört erkek kardeşin en büyüğüydü. Bir yandan Ozanlar Lisesi orta kısmına giderken, diğer yandan Sakaryaspor Minik Takımında eğitim görüyor; Ekrem Karaberber Kanunları'nı özümseyerek yetişiyordu. Ardından Ticaret Lisesi'ni bitirdi, Bülent Uygun'la birlikte. Sonraları Sakaryaspor A Takımı'na kadar yükseldi, çete arkadaşları, Bülent Uygun, Rahim Zafer ve Hakan Şükür'le birlikte. "Hiçbir peygamber kendi şehrinde peygamber olamamış, hicrete mecbur kalmıştı" ya; "Ekrem Hoca'nın talebelerine" de yol görünüyordu yavaş yavaş; gün "yeni zaferlere imza atma günüydü"; Bülent Uygun Ankara Şekerspor'a, Hakan Bursaspor'a, Rahim Gençlerbirliği'ne, Şaban da Denizlispor'a uçtular. 1991-92 sezonu devre arası Adapazarı'ndaydılar hepsi; topladım Foto Nur'a; birlikte bir fotoğraf; bir de Yeni Sakarya'da yedi günlük yazı dizisi yazdım, "Gurbet Kuşları" diye. Derken Şaban Yıldırım 1. Lig'in bir diğer dişli takımı Bursaspor'a transfer oldu. Bursa'nın sol kanadını, yedi sezon başarıyla savundu, arada bir ileri çıkıp kaleye bazukayı yapıştırıyor, goller de atıyordu; bir ara Kadir'e veliaht arayan BJK'ın transfer listesindeydi. Her soruşumda aynı cevabı alıyordum ondan: "Nasip, kısmet abi". Bursa'dan çok memnundu; oradayken evlenmiş; oradan daire almıştı; kamplardaki arkadaşlığı, özellikle de oda arkadaşı "Mesut Ünal"ın yakın dostluğunu anlatıyordu. Bir ara kiralık olarak 5-6 ay kadar Dardanel'in de formasını ıslattı. 1999 Depreminden sonra iline, aşığı olduğu yeşil-siyahlı renklere döndü tekrar, Sakaryaspor'una; 2000-01 sezonunda birkaç kez formayı alabildi Ümit Turmuş'tan; kararını verdi; bıraktı. 20 yıldır "aldıklarını" öğrencilerine "verme" zamanı gelmişti artık; miniklerin antrenörlüğünü üstlendi ilk yıl, süper genç takımı çalıştırdı ertesi yıl. Sakindi, akılcıydı, inançlıydı. "Herkes elinden geleni yapmalı"ydı; son damlasına kadar formasını ıslatmalıydı; "küfrün ve hakaretin bini bir para olan yeşil sahalarda"ki geleneğin aksine "oyuncuya hakaret edilmemeli, güveni sağlanmalı"ydı; oyuncu önce "kendine" sonra "takımına" sonra "hocasına" tam inanmalı'ydı. Skor mu? "Her şeyi yapıp, skoru da Her şeyin sahibine bırakmak gerekiyor"du Şaban Hoca'ya göre. 2003-04 sezonunda, işler biraz ters gidip de Sadi Tekelioğlu'na yol verilince, bir gün telefonu çaldı Şaban Yıldırım'ın, "Sakaryaspor'u artık sen çalıştıracaksın" diyordu Selahattin Aydın. Bismillah dedi Yıldırım; çoğu iki sezon öncesinde birlikte çalıştığı arkadaşlarıydı zaten; aynı dili konuşuyordu onlarla; öncelikle "bir düşünce devrimi" gerçekleştirdiler birlikte; "takım olmak..." Galibiyetlerin ardı arkası kesilmiyordu; bu yolun sonu "Süper Lig"e çıkmalıydı; öyle de oldu. Koca Sakaryaspor, zarureten takımın başına getirdiği tecrübesiz genç takım antrenörüyle, sadece iki asgari ücret tutarında maaş ödeyerek şampiyon olmayı başarmıştı. Yeni sezona yine bir Sakaryalı Necmettin Sert ile başlandı amma; Süper Lig, cadı kazanıydı; aslanın fareye yem edildiği bir arenaydı; rakipleriniz sahaya 11 kişi değil, 111 kılıkta 111 kişi olarak çıkıyorlardı; hak hukuk adalet Hakk getire! 8'inci haftanın sonunda 0 (yazıyla sıfır) puan alınınca, yönetim tekrar Şaban Hoca'ya teslim etti direksiyonu. Türk futbol kamuoyunun "kesin düştü" gözüyle baktığı Sakaryaspor'u, takım ve yönetimle kenetlenerek, yine uçurumun dibinden aldı; ilk devrenin sonunda hanemizde 16 puan yazıyordu; yine başarmıştık Şaban Yıldırım'la!... O Şiddete, şiddetle karşıdır. Küfre karşı olduğu gibi. Tevazu, adalet, ciddiyet, terbiye, gerçekçilik, inanç; işte Şaban Yıldırım. Nice zaferlere yelken açan Yıldırım'ın, Zafer Dergisi'nden yetiştiğini de ifade edelim. Türk Futbolunun yüz aklarından; yüzündeki nur, geleceğimizi aydınlatıyor.
Salı, 21 Mart 2006 - Okunma sayısı: 1347 |