Sakaryamiz.NET - Sonunu düşünen "belki" Kahraman olamaz; ama ...
Ekrem Karaberber
ekrem_karaberber
Kenan Sofuoğlu
Sakaryamiz.Net Ekran Koruyucu
Bank Asya - 1.Lig
Haftanın Maçları
 Bank Asya 1.Lig - 1. Hafta
G.Ant.Bld. -
Sakarya
Samsun -
K.Erciyes
Altay -
Kartal
Kasımpaşa -
Adanaspor
Karabük -
Giresun
Malatya -
Karşıyaka
Ç. Rizespor -
Güngören
Boluspor -
Manisa
Diyarbakır -
Orduspor

2008/2009 Puan Durumu
 S  TAKIM O P
1  Adanaspor -
-
2  Altay - -
3
 Boluspor - -
4  Ç. Rizespor - -
5  Diyarbakırspor - -
6  Gaziantep B.Ş. - -
7  Giresunspor - -
8  Güngören Bld. - -
9  K. Karabük - -
10  Karşıyaka - -
11  Kartalspor - -
12  Kasımpaşa - -
13  K. Erciyesspor - -
14  Malatyaspor - -
15  Manisaspor - -
16  Orduspor - -
17  Sakaryaspor - -
20  Samsunspor - -


Sonunu düşünen "belki" Kahraman olamaz; ama ...
SONUNU DÜŞÜNEN -BELKİ- KAHRAMAN OLAMAZ; AMA MUTLAKA ADAM OLUR

1996 yılında, oğlumun ergenliği sırasında ruhsal ve bedensel olarak kendisini hazırlaması için döne döne bir kitap aramış ama bulamamıştım. Gerçekten o günlerde yoktu böyle kitaplar. Kitapçılarda birkaç kitap vardı. Ama hiç biri ‘Bak oğlum, ergenlik budur. Bu çağa girince sende şu değişiklikler olacak, başına bu işler gelecek…’ demiyordu. Hepsi çocuğun ne şekilde terbiye edileceği ve nasıl güdülmesi gerektiği üzerineydi. Ben de, ‘Madem böyle bir kitap bulamadım oturup yazarım’ dedim. Öyle de yaptım.

Gelenek ve göreneğimizde ne yazık çocuğunuzla karşılıklı oturup her şeyi konuşamıyorsunuz. Hadi konuşmaya kalkıştınız diyelim; çok geçmeden konuyu saptırıyor insan. Başlıyorsunuz nasihata. Çoçuk zaten söylediklerinizi ‘geyik’ buluyor. Bir bakmışsınız kendinizi bağırınırken buluyorsunuz. Bu yüzden yazmak kolayıma gelmişti.

Neyse, yanlış bir iş yapmış olmamak için yazdıklarımı önce bazı öğretmen arkadaşlara gösterdim. Onlar da çok beğendiler, basmamı önerdiler. Ben de bir kitap dosyası oluşturarak Altın Kitaplar Yayınevi’ne gönderdim. Kısa zamanda beni aradılar ve şaşıracağım bir şey söylediler. Yazdığım kitap alanında tekmiş. Tekmiş ama, erkek çocuklar maalesef kitap okumuyormuş. Bu yüzden de satış şansı düşükmüş. Buna rağmen kitap ‘Uyanın Artık Delikanlı Oldunuz’ adıyla çıkı. 1996’ dan bu yana ancak iki baskı yapabildi. Yani on yılda 3 bin kitap ancak sattı. Ve bu sonuç yayınevine göre bir başarıydı!

Bunları ne diye yazdığımı tahmin etmişsinizdir.

Evet günlerdir, çocuklarımızın şiddet ortamına nasıl düştüklerine akıl sır erdirmeye çalışıyoruz. Çözüm arıyoruz. Suçlu olarak basın-yayını gösteriyoruz. Özellikle bir dizi filmi işaret ediyoruz. Fakat şunu tartışmıyoruz. Çocuklarımız model kimliklerini seçerken, gerçek hayat yerine sanal ortamı tercih ederek gerçeklerle bağlarını koparacak kadar zayıf karakterli çıktı. Neden?..

Toplumun tüm bileşenleri birleşik kaplar gibidir. Şiddet gibi toplumsal sorunları boyutları kadar ve aynı seviyede taşırlar. Kadın sorunları, aile içi sorunlar, sokaktaki şiddet, trafikteki manzaralar, erişkinlerin kendi aralarındaki çarpık iletişim biçimleri gibi…

Yani diyeceğim şu: sanki bütün kurumlar, kuruluşlar, sokaklar, bireyler huzur ve sükun içindeymiş de belanın içine bir tek çocuklarımız düşmüş gibi algı yanılgısı içinde kıvranıp duruyoruz. Aslında hiç de öyle değil. Toplumsal sorunları her kesim kendi payına düştüğü kadarıyla yaşıyor ve her kesim sorunların potansiyel tehdidi altında. Üstelik devletin bir çok kurumu ve kimi siyasiler bizzat kendileri böylesi sorunların nedeni olabiliyor, istemeden de olsa yaygınlaştırabiliyor… Baksanıza, Cumhurbaşkanı Sezer bile, ‘Türkiye’de nereye el atsan elinde kalıyor’ demiş. Bu durumda vatandaş her şeye kuşkuyla bakmaya başlıyor.

Bakın en basitinden bir örnek vereyim:

KOkul dönüş yolunda anne elinden tuttuğu çocuğunu sıkştırıyor:

- Öğretmenin bugün sana bağırdı mı hiç? Arkadaşlarından sana söven var mı? Seni döven oldu mu? Bana doğruyu söyle bak yoksa karışmam…

Çocuğunu karşısına alıp, ‘Anlat bakalım. Günün nasıl geçti? Bugün neler öğrendin . Arkadaşlarınla iyi geçindin mi, öğretmenini iyi dinledin mi’ diyen yok.

Neden?

Çünkü, artık kimseden iyi davranış beklenmez oldu. Kötüye ve kötülüğe karşı tavır alınmıyor. İyilikler anılmaz oldu. Topluma karşı sorumluluk, dayanışma, hoşgörü gibi kavramlar kitabımızda yok artık. İyilik bir enayilik gibi algılanır oldu.

Hatırlayacaksınız; sara nöbeti sırasında denize düşen bir vatandaşımızı kurtarmak için suya atlayan bir genç kızla, bir adamın çabasını... O soğuk havada hasta adamcağızı suyun üzerinde tutabilmek için amansızca uğraşırlarken çok sayıda insan kıyıda onları seyretmekten başka bir şey yapmadı. İnanıyorum ki o seyredenlerin yarısından çoğu Kurtlar Vadisi’nin tutkunuydu. Ama, gönüllerine yerleştirdikleri kahraman Polat kişiliği hiçbirini harekete geçirmedi. Oysa, gönüllerine yakışması gereken kahramanlar ise o sırada gözlerinin önünde soğuk suyun içinde birini kurtarmak için çabalıyorlardı. Polat Alemdar’ın sloganı şuydu: Sonunu düşünen kahraman olamaz! Bu sözü onlara hatırlatsaydınız alacağınız karşılık şöyle olabilirdi:

- İyi de üstümüz ıslanacak abicim. Baksana hava buz gibi. Ucuz kahramanlık delikanlıyı bozar… İşte ne güzel, iki enayi adamı kurtaracağım diye uğraşıyor işte. Aferin onlara…

O sırada kalabalıkta çıkıp birisi bağırsaydı:

- Suya kim atlarsa ona 50 YTL veriyorum!..

Acaba kıyıda kaç kişi kalırdı dersiniz?


Toplutaşım araçlarında, okul önlerinde, dersane sokaklarında görüyorum: gençler uyuşuk, yorgun… Okulla dersane arasına sıkıştırılmış zaman dilimi içinde kendine bir çıkış arayan genç ne yapsın? Düşünmeye, dünyada ve ülkemizde olup bitenlere kafa yormaya ne fırsatı var ne gücü?

Düşüncelerini özgürce ifade edebilmenin yolları tıkanmış. Davranışları kısıtlanmış. Tek tip giyinmek, tek tip düşünmek, tek tip davranmak zorunda… Çünkü düşünceleri, duyguları, davranışları yönetmelikler çerçevesinde yöneticiler tarafından çeki düzen veriliyor. İyi de öğrenci soru sormasını bilmiyor, sorgulamayı bilmiyor, araştırmayı bilmiyor… Bir okul gezisi düzenlemenin bürokratik işlemleri, üst düzey bir devlet memurunun bilgisini, görgüsünü artırması için yurtdışına gönderilmesi işlemlerinden daha zordur. Hiçbir konferansa götürülmüyorlar… Sivil toplum örgütlerinin faaliyetlerine katılmıyorlar, katılamıyorlar… Yeteneklerini ve becerilerini geliştirici, kendilerini gösterecek hemen hemen hiçbir proje yok. Baksanıza 70 milyonun içinden yıllar sonra buz pateninde ancak bir sporcu kızımız çıkabildi. O da ailesinin özel çabasıyla… Uluslararası alanda sözü edilen genç sanatçı ve genç sporcumuz neredeyse hiç yok…

Gençlere güvenilmiyor; kolay ayartılabilir, çabuk kandırılabilir, hemen yoldan çıkabilir bir kesim olarak görülüyor. Onları suça eğilimli birer potansiyel suçlu olarak görmekten vazgeçelim.

En azından kendimize karşı dürüst olalım ve aynaya bakalım:

Gerçekten suç kimde?

HASAN ÖZSAN / ANKARA

Perşembe, 20 Nisan 2006 - Okunma sayısı: 319
 
< Önceki   Sonraki >


© 2005 - 2008 Sakaryamiz.NET
Colors & Graphics designed by enderden