|
İsmail
Özgül
şehir fotoğrafının renkli figürleri:
sokak satıcıları
Geleneksel Türk şehri bir
terkiptir. Küçük, büyük bir çok unsuru içinde barındıran ve
kaynaştıran bu zarif terkibin çok renkli figürlerinden birisi de "sokak satıcıları" idi. Uzaktan bakınca şehir fotoğrafının içini
dolduran bu sevimli kahramanlar, azala azala, şehirlerimizin
kaybolmaya yüz tutmuş renkleri, sesleri artık.
Nasıl ki, insan yüzlü
zarif evlerle örülü dar sokaklar kayboldu. Her yanı sevimsiz,
birbirinin aynısı olan siteler aldı ve çocuklarımız, oyun sahaları
yok olduğu için evlere hapsoldular. İşte o zaman sokakların neşeli
sesleri "sokak satıcıları" da yok olmaya başladı.
Sokakta herkesin birbirini
tanıdığı, hal hatır sormadan geçmenin ayıp sayıldığı ve sokak
kenarlarını şimdilerde olduğu gibi, tam bir kural tanımazlıkla,
arabaların kaplamadığı zamanlarda, "simitlerim gevrek" diyerek
geçen ve "domates, patates.." diye seslenen, sokak sakinleriyle
tanış olmuş, güvenilir kimselerdi sokak satıcıları..
Pazardan zeytin, peynir,
süt almak riskli bir iş değildi, sokak satıcıları dosttu ve
onlarla selamlaşılırdı.. Satın alınan malın garantisi onlarla
kurulan bu dostluktu. Müşteriyi kandırmanın binbir yolu aranmaz,
müşreri de hakkını "tüketiciyi koruma dernekleri" nde aramazdı.
Dostluğun ve bir selamın hatırı vardı.
Şehir hayatımızın sevimli
bir parçası olan sokak satıcıları, bütün bir yıla rengini vermiş,
onu zaman dilimlerine bölerek şekillendirmiştir.
İlkbahar ortasında, "çağla
erik" kokusunu ve seslerini duyarken, yaz mevsiminin gelişi ile,
olgun, mis gibi enva-i çeşit meyveler arz-ı endam eder sokak
aralarında. Sonbahar ve kış mevsiminde ise, şehrin sokaklarında
bambaşka bir güzellik karşılar bizi. Kış mevsiminin gelişi ile
sokaklarımızı çıtır çıtır kızarmış mis gibi kestane rayihası
kaplar. Akşam gezintilerimiz bir kat daha doyumsuzlaşır. Kışın,
hemen hemen her köşe başında sıklıkla görebildiğimiz kestaneciler,
kar altında, ayazda insanlar içlerini ısıtsın diye yiyecek
hazırlarlar.. Olanca soğuğa ve zorluğa rağmen. Dumanlar içine
karışmış yorgun sesleriyle, "kestane kebap!" diye
bağırmalarıyla, yoldan gelip geçenlere hediyeler dağıtan yaşlı bir
masal kahramanına benzetmişimdir hep onları.
Sonra, ramazan ayı
geldiğinde, adeta ramazan folklorunun bir parçası olan, sokakları "boooza. booooza" diye arşınlayan bozacılar ve akşamları
hem harçlık çıkarmak için
hem de ramazan akşamlarını tam bir cümbüşe çevirmek maksadıyla
ellerindeki kutulara doldurdukları "kaymakları" cami önlerinde ve
ev ev gezerek satmaya çalışan çocuklar...
Bunun dışında, helvacısı,
macuncusu, baloncusu, her hafta sonu yolunu gözlediğimiz
sütçümüz... İşte bizim şehir terkibimizi oluşturan renkli
figürler, sokak satıcıları.
Ne var ki, onların yerini,
şehri planlı bir şekilde parselleyen işportacılar ve
pazarlamacılar kapladı.. Sokaklarda gördüklerimiz, "tanış yüzler"
değil artık...
Irmak Dergisi
Cumartesi, 13 Mayıs 2006 - Okunma sayısı: 618 |