|
Hem bıktım, hem özledim.. |
Hem bıktım, hem özledim.. Minyatür kaleyi, Japon kaleyi, Alman kaleyi özledim.. Yedi metrelik, fileli ve yuvarlak aluminyum direkleri olan kaleyi değil, kale görevini üstlenen, evlerin bodrum kapılarını özledim.. "Gol atan kaleye" kuralını özledim.. Maç başlamadan önce yapılan, para pazarlıklarından, yoğun telefon trafiklerinden, iddaa bültenlerinden gına geldi artık.. Maç başlamadan önce yapılan "Aldım verdim ben seni yendim", "Portakalı soydum" tekerlemeleri ile yapılan, kesinlikle şike karışmayan adam seçmelerini, takım kurmalarını özledim.. Bir kişi açıkta kalmasın diye, en zayıf olanın bir devre "A" Takımında, öbür devre "B" Takımında oynamasını özledim.. "Kale mi Top mu?"ları değil, "Yazı mı tura mı?"ları özledim.. Yazı-Tura'da bile "hile yapıyorsun, yazıyı hep üste getirerek atıyorsun.." tartışmalarını özledim.. Güçsüz olan takıma bir de Hakemin vurmasından, yenilen zaten gariban iken, yenen trilyonluk takımın sanki çok süper birşey yapmışcasına böbürlenmesinden, bunlar da yetmiyormuşcasına, trilyonluk takımları gazetelerinde altışar sayfa boy boy resimlerle donatan gazetecilerden(!), iki buçuk saatini büyüklere(!) ayıran, küçüklere(!) yarım saati çok gören televizyonculardan bıktım.. Güçsüz olan takıma beş gol avans verilmesini, "90 +4"ü değil "10'da devre 20'de biter"i özledim.. Santra olmadan havaya atılan topla başlamayı, büyüklerin küçüklere "numaradan" top kaptırmasını, çalım yemesini özledim.. "Kaleci-Oyuncu" kavramını, hızlı atılarak auta çıkan, uzağa giden top için "atan alır" kuralını özledim.. Kalecilerin "Bana altıpas'ta dokundular, fauldü" mızmızlıklarından, Mondragon ve Şenol'un etrafa saldırmasından, "ofsayt mıydı değil miydi, el miydi çarpma mıydı?" tartışmalarından, ileri geri "oynat uğurcum"dan bıktım.. Maçın ilk kurallarından biri olan "Abanmak yok!"a rağmen, abanılan toptan sonra, kalecinin ağlamaklı bir ses ve mimik ile "Ne abanıyon oğlum, abanmak yok demedik mi?" mızmızlamasını özledim.. Dar olan sokakta korner atılmayışını, üç kornerin bir penaltı oluşunu özledim.. Kalecinin degaj yapmadan önce topu yerde üç kez sektirmesini, bu sektirmelerden sonra rakip oyuncunun önünden çekilmesi gerektiği kuralını özledim.. Her nedense? Kalecinin degajı direk karşı kaleye gol olduğunda ileri sürülen "Kaleden kaleye gol olmaz" kuralını özledim.. Onca Televizyon görüntüsü, 20 bin seyirci, 4 hakem ve 500 eski hakem yorumcusuna rağmen, topun çizgiyi geçip geçmediği tartışmalarından, bu kısırdöngülere rağmen hiçbir maçın sonucunun değistirilmemesinden, "neden faul verdin, neden ofsayt verdin?" diye yan hakemlere itiraz edilmesinden, antrenörün topçusunu tokatlamasından bıktım.. Taşlardan kale direği yapmayı özledim.. Kale "taşının" üzerinden geçen toptan sonra "Gol'dü, değildi" tartışmalarını, bazen kavgalarını, hatta küsülerek maçın yarıda bırakılmasını özledim.. Tartışmalı golü yiyen takımın bir oyuncusunun, dürüstlük damarının kabarması sonucu, ağızından kaçırdığı bir kelimeyle "Kendi adamınız bile gol diyo oğlum, Gol bu Gol" diyaloglarını özledim.. Gol attığını iddia edenlerin, diğer tarafın mızmızlıklarına dayanamayarak "Hamam parası olsun!" demelerini özledim.. Dokuz metresine bir şey diyemeyeceğim serbest vuruş barajının "onbeş" santiminden, topun tamamı çizgiyi geçmeden, aut, gol, korner olmazken, top penaltı noktasına değmesine rağmen, hakem tarafından geriye çektirilmesinden bıktım.. Üç adımlık baraj mesafesini, "adımları büyük attın oğlum" tartışmasını, kale genişliğinin iki katı mesafede olan penaltı noktasını özledim.. "Araba geliyooo" bağırışmalarını, "Kova kaleci", "Kalecinin arkası, Merkez Bankası" gibi kızdırmaları, plastik topun patlamasına neden olan garibanın parasını da ödeme zorunluluğunu, "Bir yerlerine çarpan toptan sonra" tenha bir köşe veya inşaat boşluklarının aranmasını, acıdan kıvranan kişinin, "ş'eettirilmesinin" sağlanmasını özledim.. Bahçesine top kaçan "minik teyze'nin" topu alıp, ekmek bıçağıyla gözlerimizin önünde kesmesini özledim.. Kırdığımız camların parasını, hep birlikte harçlıklardan toplayarak, camcıya birlikte gidilmesini, yaptırılmasını özledim.. Komşu "Güllü teyze'nin" gürültü yapıyoruz diye, üzerimize bir sürahi dolusu suyu boşaltmasını özledim.. Futbol'un "SPOR" olduğu zamanları özledim.. Herşeyin para, pul, torpil, masabaşı, hatır işi olduğu şu dönemlerde "Futbol'un sadece Futbol olmadığı", bilakis "Futbol'un Futboldan, Spor'dan başka herşey olduğu" gerçeğinden usandım artık..
Cumartesi, 28 Ocak 2006 - Okunma sayısı: 1042 |
|